leer
Erfurt live Header8
Erfurt live Header10 Sağlık Çalışanları Net
Sık Kullanılanlara Ekle
Açılış Sayfam Yap
ARAMA


Sağlık Çalışanları NET
Mahkeme Kararları
Becayiş
İŞ İLANLARI
Aile Hekimliği
Dernekler
Önemli Gün ve Haftalar
İstatistik Yıllıkları
Sağlık Bakanlarımız
Yararlı Linkler
Bakanlık Telefon Rehberi
Basından
Site Haritası
Görevi Dışında Çalıştırılanlar
MEVZUAT
T.C. Anayasası
Kanunlar
Yönetmelikler
Görev Tanımları
Genelgeler
Bakanlık Yazıları
Emsal Davalar
Örnek Başvuru Dilekçeleri
SON FORUM KONULARI
POPÜLER FORUM KONULARI
FAYDALI LİNKLER
POPÜLER FORUM ÜYELERİ
  • özkan aydemir, 18 mesaj
  • yönetici, 10 mesaj
  • drink77, 9 mesaj

GDO'lu gemiler Bandırma Limanı'na dayandı! PDF Yazdır E-posta
Cumartesi, 09 Haziran 2007
ImageTürkiye'ye 110 bin ton genetiği değiştirilmiş mısır getiren gemiler, limanlarımıza dayanmaya başladı. Amerikalı - Avrupalı beyaz adamlarca üretilen bu mısırlar, "yerliler" tarafından kapışılıyor.

 

Sözlerimizi açmak için, genetiği değiştirilmiş ürünü tanımlayalım.
Biyoteknolojik yöntemlerle kendi türü dışındaki bir türden gen aktarılarak belirli özellikleri değiştirilen bitki, hayvan ya da mikroorganizmalara "transgenik" ya da "genetiği değiştirilmiş organizma" (GDO) denilmektedir. Bu kapsamda, örneğin balığa ait bir gen domatese, bakteri veya virüse ait bir gen mısıra aktarılabilmektedir.

Öykü, "yapısal uyarlama" altındaki ülkelere, paten hakkını öngören "çağdaş yasaların" transfer edilmesi ile başlar. Ardından çok uluslu şirketler, binlerce yıldır doğaya ait olan tohumlara bir ya da birkaç gen aktarımı yaparak bu tohumların üzerinde mülkiyet "hakkı" tesis ederler. Artık o tohum, şirketin malı olmuştur.

Terminatör teknolojisi kullanılarak, GDO'lu tohumdan üreme yeteneği alınmıştır. Yani tohum sadece bir kere ekmeye yara ve alacağınız ürünü tekrar ekemezsiniz. Ayrıca bu tip tohumlarda kullanılabilecek tarım ilaçları da yine aynı şirket tarafından üretilmeye başlanmıştır. Başka bir deyişle, her yıl aynı tohumu ve aynı ilacı, çevre ülkelerin yoksul köylüleri, aynı şirketten satın almak zorunda bırakılmışlardır.

GDO'lu tohumlar, rekabet üstünlüğüne sahiptirler. Kontrolsüz koşullarda doğaya salındıklarında, biyoçeşitliliği tahrip eder ve hızla baskınlık kurarlar. Aynı zamanda gen kaçışları ile doğal ürünleri bozarlar.

Bunun için ülkeler, GDO'lu ürünlerin ekimine tarlalarını açmak istemezler. Beyaz adam, Meksika örneğinde olduğu gibi, önce kaçak ekim yaparak bulaşıklık yaratır. Böylece "ekimin yasallaşması" önünde bir engel kalmaz. Ardından bağımlılık pekişir, her yıl çevre ülkelerin katma değeri şirketlere akmaya başlar.
Üretilen ürünler, dünyaya pompalanır. Biyogüvenlik yasalarının çıkmasının engellendiği ülkelerde, GDO'lu ürünler ithal edilir, hayvan yemi rasyonlarında ve işleme süreçlerinde kullanılır, tüketici sofrasına ulaştırılır.

GDO'lu ürünler halk sağlığı üzerinde büyük risk oluşturur. Alerjik reaksiyonlar, antibiyotikler karşı gelişen dayanıklılık bunlardan en bilinenleridir. Ancak GDO'lu maddelerin üçüncül biyokimyasal ürünlerinin nesiller boyunca insan vücudu içinde yol açabileceği değişikliklerin olası sonuçlarını düşünmek bile korkunç.
İşte bu çerçeve içinde Türkiye, 1996 yılından bu yana GDO'lu mısır, soya, pamuk ve kolza ithal ediyor. Biyogüvenlik Yasası Meclis-Bakanlık arasında dört yıldır tenis topu muamelesi görürken, hiçbir denetim ve sınırlamaya tabi olmaksızın gemiler Anadolu limanlarına yanaşıyor, GDO boşaltıyor.
Bunlar büyük ve küçükbaş hayvanların beslenmesinde, kolalı içeceklerde, hazır çorbalarda, yağlarda, bebek mamalarında kullanılıyor. 800 çeşidin üzerindeki ürün yelpazesinde sofralardaki yerini alıyor. Tüketici bilmeden bunları kullanıyor.
"Müktesebatına uyum zorunluluğu" bulunan Avrupa, içeriğinde %0.9'un üzerinde GDO'lu hammadde bulunan ürünlerin etiketlenmesi zorunluluğunu getireli yıllar oldu. "Muz Cumhuriyetleri" için bu alanda yapısal uyarlama, çok ivedi bir özellik taşımıyor anlaşılan...

Kazananlar coniler ve ortakları, yani bir avuç. Kaybedenler ise milyonlar.
"Zıpla, zıpla, zıplamayan coni'dir" denildi, "küreselleşme" diye tanımlanan emperyalizmin ipliği pazara çıkarıldı. Şimdi, zıplamaktan daha fazla şeyler yapma zamanı...

Kaynak:  Gökhan Günaydın
                 Sol Gazetesi

Yorum (1) >>
insaf be kardeşim...
Yorumu yazan selahattin kırım, Temmuz 08, 2007

Yukarıdaki yazıyı okuyunca insanların kafası karışıyor,bir çok soru ortaya çıkıyor değil mi? O halde hem soralım,hem öğrenelim.Yazıda adı geçen beyazlar kim? Sizin tabirinizce Coni'ler mi? Onlar beyaz ise bizler zenci mi oluyoruz.Yani bizler sömürülen,kafası çalışmayan,bilim ve teknolojiden anlamayan zavallılarmıyız? Gerçi toplumumuzda bu tabire uyan, hurafelerle yaşayıp çağdaş bilim ve teknolojiden uzak çok sayıda insan olduğu söylenebilir.Onlar neyse de; bir de aydın geçinip siyasi görüşleri nedeniye Amerikan düşmanlığını bilim ve teknoloji düşmanlığına vardıranlara ne demeli?Bugün dünya nüfusu önlenemez biçimde artarken en değerli kaynaklar da giderek azalıyor.Bilimin çözmek için uğraştığı konulardan biri de bu.. Öncelikle insanları doyurmak,sağlıklı yaşatmak gibi fizyolojik ihtiyaçlar...1815'de ilk kez bir milyara ulaşan dünya nüfusu,1900'de 2 milyar,1940'da 3 milyar,1960'lar da 4milyar 1975'de 5 milyar,1990'da 6 milyara ulaşırken bu gün 7 milyarı aşmış durumdadır.Dolayısiyle ortaya çıkan birçok sorundan en önemlisi olan küresel açlık ve buna dayalı paylaşım kavgaları ancak bilimin sayesinde bir ölçüde önlenebilmiştir.Çok adil paylaşım ve eşitlik gibi ütopyalar gerçek olsa,dünya tek devlet gibi yönetilse bile dünyanın doyurabileceği insan sayısı 20-25 milyar civarında tahmin edilmektedir.Dünyanın tüm potansiyeli bu kadardır.Ve bu rakama bu nüfus hızı ile 100 yıl sonra ulaşılacaktır.Sonra ne olacak,hadi bakalım düşünün ya da devlet adamıysanız politikalar geliştirin.Binlerce yıl geriye giden insanlık tarihi ne yazıkki bu gidişle binlerce yıl sonrasını göremiyecek,en fazla birkaç yüz yıl içinde bugünkinden farklı bir yönetim ve nufüs yapısı içinde yaşamak zorunda olacak.Herhalde çevre ve doğa'nın ne olduğunu bilen,eğitilmiş,dünyanın kıymetini bilen az sayıda insan yaşamayı hakedecektir.Doğrusu da bu değilmi?Aç,eğitimsiz,dünyayı kirleten ve sadece tüketerek yaşayan,dünyaya,yaşama,uygarlığa katkısı olmayan sorunlarıyla büyüyen yığınlar belki bu gün var ama gelecekte onlara yer yok maalesef.Konuyu fazla dağıtmadan soralım. 5 ayda 1kg gelen piliçle mi,yoksa gen yapısı 'ıslah' edilmiş 2 ay da 1,5 kilo gelen piliçle mi dünyayı doyurabilirsiniz.Bizim yerli ineklerimiz hala 5-8 kilo süt verirken son 50 yılda sayıları artmaya başlayan ve her biri bir firmaya ait günlük 40 kilo süt veren ineklerle mi?Yine 50-60 yıl önce dönüme 150-200 kg buğday alınırken genleri modifiye edilmiş modern buğday türlerinin şimdi aynı alanda 800 kg ile 1 ton arasındaki verimine ne diyeceksiniz.Hadi kullamayın bakalım,Dekalp mısırı amerikan ama seninkinden 15 kat daha verimli..Sugarbaby karpuzu da ona keza..bu şekilde yüzlerce örnek verebilirim ama son söz olarak şunu söylemek isterimki henüz bir dönüm araziden 5 ton buğday,2 ayda 8 kilo et veren tavuk,günde 70 kilo süt veren inek geliştirilmedi.Ayrıca mesleğimizden dolayı biliriz ki birçok ilaç ve biyolojik madde gen teknolojisi ile üretilebiliyor.Ne yani E.Coli bakterisi bu gün belli firmaların elinde insülin üretiyor diye engel olup şeker hastalarını ve benzerlerini ölüme mi mahkum edelim.Ucuz ve bilim karşıtı politikaları yutmuyoruz...Herkese saygılar...

Yorum yazın


Lütfen üstteki güvenlik kodunu yazın


busy
 
< Önceki   Sonraki >
SORU - CEVAP
SAĞLIK BAKANLIĞI GÜNCEL HABERLER
ZİYARETÇİ SAYACI
Bugün Gelen306
Dün Gelen3249
Toplam Ziyaretçi125164

Şuanda 8 misafir bağlı
AİLE HEKİMLİĞİ

Aile Hekimliği Hakkında Merak edilen soru ve cevaplar

Aile Hekimi Hizmet Sözleşmesi

Aile Sağlığı Elemanı Hizmet Sözleşmesi

Gazete 1. Sayfaları
Erfurt live leer
Erfurt live leer
Erfurt live unten Erfurt live leer Erfurt live unten