Sağlık-Sen’de 5 Ay sonra ikinci başkanlık krizi patlak verdi. Sağlık camiasındaki kulislere göre İş Mahkemesi Mahmut Kaçar’ın başkanlığını onaylarken Yargıtay üye bile değil Genel Başkan olamaz dedi.
Ergenekon’da gözaltına alınan Adli Tıp’ta görevli 3 doktorun, Ergenekon adına bazı dosyalarda karartma yaptığı öğrenildi. Garih ve Hablemitoğlu cinayetlerinde de delil karartıldığı öne sürüldü
Kendi kulüp doktorlarının teşhis ve tedavi yöntemlerine güvenmeyen Ümit, Uğur, Emre Güngör, Orkun, Hasan Şaş ve Ayhan, Ankaraspor’un doktoru Kunduracıoğlu ile görüşüyor!
Davadan önce hepsi aslanlar gibiydi. Ülke ülke, şehir şehir geziyorlardı. Sağlık durumları uzun seyahat dahil her şeye elverişliydi. Mitinglerde konuşuyor, panellerde 'kanun dışına çıkılacak günler yakındır' diyenleri ayakta alkışlıyorlardı. Tutuklanıp cezaevine gönderildikleri zaman da moralleri yüksekti.
Mesela Hurşit Tolon, hayatta kalma eğitimi aldıklarını anlatırken, "Kaplumbağa eti lezzetlidir, kalkan balığını andırır." diyordu. Duruşma günü yaklaştıkça Ergenekon sanıklarına bir şeyler oldu.
Tutuklanma aşamasında geçtikleri sağlık kontrolünden temiz çıkanlar, cezaevinde bir bir hastalanıyor. Gazeteler Kandıra F Tipi Cezaevi'ne en yakın hastanede büro açmak üzere. İş öyle bir noktaya vardı ki, Tuncay Özkan'ın bile gözaltına alınırken kalpten rahatsız olduğunu öğrendik. CHP'li Şahin Mengü, eski müvekkili hakkında bilgi verirken Özkan'ın bazı sağlık sorunları olduğunu, buna dikkat edilmesi gerektiğini vurguluyordu. Ki Tuncay Özkan, gözaltına alınmadan önce, geçmiş dönemlerden kalma bilgileriyle konuşurken 'işkence tezgâhlarından geçmeye' hazır olduğunu söylüyordu. O kadar sağlam bir görüntüsü vardı ki, duruşunu beğenmediği Genelkurmay Başkanı'nı eleştirirken 'gerekirse yeni bir ordu kurulur' diyordu. Gittiği her yerde kendini 'Mustafa Kemal'in askeri' olarak nitelendirse de meğer o da hastaymış. Hatta çürük raporu alıp askere bile gitmemiş.
Sanıkların sağlıklı olarak duruşmaya çıkıp kendilerini savunmaları çok önemli. Şener Eruygur'un da sağlığına kavuşması için tıbbın bütün imkanları seferber edilmeli. Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi başhekiminin ilk günden bu yana verdiği bilgiler tedirgin edici. Başhekimin açıklamalarına göre ilk iki günde Eruygur'un "Bilinci açık, tansiyon, kan şekeri ve kalp değerleri normal seviyede, sağlık durumu iyi." Nedendir bilinmez, hastanın durumu her geçen gün kötüye gidiyor. Dün yapılan açıklamaya göre Eruygur'un beyninde kısmi felç söz konusuymuş. Aynı gün, Hurşit Tolon da rahatsızlanıp hastaneye gitti. Ve ardından avukatı, sağlık sebebiyle tahliyesini istedi. Kuşkulanmamak mümkün değil. Umarız, hastalarımızın sağlık sorunları geçmişi unutturacak nitelikte olmaz.
Gerçeğin er ya da geç ortaya çıkma gibi kötü huyu var. Bu durum doktorların raporları için de geçerli. Hiçbir şey paravan arkasında kalmıyor. YARSAV Başkanı'na verilen 'çürük raporu' örneğin. Tam 20 yıl sonra gündeme geldi. Raporda imzası bulunan iki doktor 'benim imzamın üzerine ilave yapılmış' diyerek tahrifat olduğunu duyurdu kamuoyuna. YARSAV Başkanı, yeniden rapor almak için GATA'ya gitmek zorunda kaldı. Bir tuğgeneral eşliğinde muayene olup 'eski rapor doğrudur' bilgisini aldı. Herkes bu kadar şanslı olamaz. Ergenekon sanıklarını muayene eden doktorların raporlarına güvenmek zorundayız. Ama o kadar çelişkili açıklamalar var ki artık 'gerçek hastalar' ile 'konjonktürel hastalar'ı ayırt etmekte zorlandığımızı da itiraf edelim.
Türkiye'de son 3 ayda yenidoğan ünitelerinde yaşanan toplu ölümlerde 62 bebek yaşamını yitirirken, Sağlık Bakanı Recep Akdağ ölümlerde herhangi bir ihmal olmadığı konusunda ısrar ediyor. Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından tüp bebeğe destek verilmesiyle erken doğum oranının arttığı Türkiye'de yenidoğan ünitelerindeki "altyapı ve personel yetersizliği"nin yanı sıra hastane enfeksiyonunun önüne gecikmemesi peş peşe bebek ölümlerinin yaşanmasına neden oluyor. Sağlık Bakanı Recep Akdağ döneminde Türkiye'de son 3 yılda yaşanan toplu ölümlerde 85 bebek yaşamını yitirdi. 2005 ve 2006 yıllarında 23 bebeğin ölmesine karşın bugüne kadar yeterli bir önlem almayan Sağlık Bakanlığı son 3 ayda da 63 bebeğin ölmesi karşısında herhangi bir ihmal olmadığını savunmaya devam ediyor. îzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde 11 saat içinde 13 bebeğin yaşamını yitirmesinin ardından Akdağ'in açıklamaları inandırıcı bulunmuyor. Gerekli önlemler alinmiyor AKP'nin 2005'te hiçbir altyapı çalışması yapılmadan SGK'lilerin tüp bebek yöntemini kullanmasına destek vermesiyle Türkiye'de son 3 yılda erken doğum oranlarında büyük bir artış yaşandı. Sağlık Bakanlığı'nın enfeksiyonla mücadele konusunda Sayıştay'ın Aralık 2007'de yayımladığı rapor kapsamında yenidoğan ünitelerinde gerekli önlemleri almaması, toplu bebek ölümlerinin yaşanmasına davetiye çıkarıyor.
CUMHURİYET
İpek, Tuba, Ceyda, Sinem, Burcu, Bennu ve Demet memelerini açmışlar... Amaç, meme kanseriyle mücadeleymiş. Kızların orasını burasını gören "asiruhlu" hücre, "yahubukadargüzelmemeyedekıyılmazkibekardeşim" diyecek, diğer hücre arkadaşlarını, başkaldırıp kendi kafalarına göre büyümeme konusunda uyaracak, böyle böyle meme kanseri ortadan kalkacak.
Hücre erkek herhalde...
Hücrenin laftan ve de çıplak resimden anlamayacağını kabul etsek, kimi nasıl bilinçlendirecek bu kampanya? "Kızlaraçmışbendeaçayım" şeklinde düşünmeye sevketse, o başka türlü bir bilinçlenme sayılır! "Benimkilerbukızlarınkikadargüzeldeğil,doktoramoktoragöstermeyeyimdecanımsıkılmasın" şeklinde bir "tersetki" yaratma tehlikesi de var... Amaçlananın tam zıddı ortaya çıkar...
Kızlar bu resimleri çektirmişler, sağda solda da yayınlandı, fakat uçlarını kapatmışlar, pek dişe dokunur bir şey göremedik yani. Kimisi elleriyle de örtmüş, sıska kollarıyla sıska göbeğinden başka kayda değer bir şey yok ortada.
Bizim Rasim Öztekin de bir tarihte meme uçlarına yıldız yapıştırıp kamera karşısına geçmişti ama, olay bizim okulun ünlü 11. Yatakhane'sinde ya da Grand Cour tuvaletlerinde geçmediği için pek bir ilgi uyandırmamıştı. Rasim, Esra'dan işittiği dırdırla kalmıştır, "gözükörolmayasıcaherif" ...
Gene bir tarihte önde gelen sanatçılarımızın çıplak resimleriyle "avantgarde" ve de "postmodern" bir albüm hazırlanmıştı da Hilmi Yavuz bile sanat için soyunmuştu hani... Memleket gençliği üzerinde yıpratıcı ve yıkıcı etkiler yaratabileceği gerekçesiyle eleştirmiştik, bize çok kızmışlardı.
Bu meme etkinliğinin "MemeVakfı" adına gerçekleştirildiği söylendi.
Fakat vakıf bunu yalanladı. "Benikullandılar" demeye getirdi.
Herhalde haklıdır, çünkü bu meme açma eyleminin "Rowentailepembehayatkampanyası" kapsamında yer aldığı da açıklanmıştı! Rowenta, bir ütü markası.
Ütüyle meme arasındaki ilişki anlaşılamadı. "Herikisidekadındabulunur" desek, bende ütü de var meme de var, ben kadın mıyım?
Rowenta ütünün yanı sıra saç kurutma makinesi, elektrikli süpürge, tost makinesi ve vantilatör de üretiyor (vibratör üretmiyor)... Belki memeyle bu ürünler arasında bir "korrelasyon" kurulmuştur.
Pembe hayatın pembesi desek, bunun koyu kahverengisi de var, sivrisi de, yayvanı da, ayvaya da, kavuna da, "sahandayumurtaya" benzeyeni de... O da tutmadı.
Keşke bu kampanya Gina Lollobrigida, Sophia Loren ve Banu Alkan gibi hanımlarla yürütülseydi... Aslında en etkilisi sanırım Anita Ekberg...
Kansere deva olmazdı ama sütyen satışlarını bayağı etkileyebilirdi, eh o da ekonomiye bir katkıdır.
Biz "gericiymişiz" ya, zevkimiz Kantocu Şamram düzeyinde kaldı galiba!... Meme dediğin, Osmanlı İmparatorluğu gibi görkemli olacak!
Fakat şimdi amaç bunu bir de "podyumkonsepti" içinde ele almak ve hanımların değilse bile memleket delikanlılarının bilinçlenmelerini sağlamak olmalıdır.
İttihatçılar kızacaklar ama herhalde Demet Evgar, Afet İnan'dan çok daha etkileyicidir! Ben gözlerini de beğenirim, Halide Edib'e basar.
SABAH
İngilizler'e esir düşen 15 bin Türk askerinin, Ermeni doktorlarca "fenni temizlik" bahanesiyle "cerasol" katkılı su tanklarında banyo yaptırılarak gözlerinin kör edildiği ortaya çıktı.
Bu iddiaları ortaya atan tarihçi Cezmi Yurtsever, "Toroslar'da Görüşürüz" kitabını hazırlarken, korkunç gerçeklerle karşılaştığını belirtti. Yurtsever çarpıcı olayı şöyle anlattı: "1917’de Osmanlı ordusu Gazze-Birüssebi Savaşı'nda ağır bir yenilgi aldı. 13 bin Türk askeri hayatını kaybetti. Arabistan cephesinde 150 bin asker İngilizler’e esir düşmüştü. Ve Türk askerleri için Mısır'da esir kampları kuruldu.
Türk Tarih Kurumu arşivinde bulunan 27 Mayıs 1921 tarihli oturum zabıtları belgelerini okudum. Edirne mebusları Faik ve Şeref beylerin Atatürk'e sundukları belgede, (Mısır'da sonuçlandırılan İngilizler’in 'fenni temizlik' bahanesiyle 'cerasol' banyosuna sokarak gözlerini kör ettikleri 15 bin evladı kobay olarak kullandıkları ve faillerin cezalandırılmasını isteriz" sözleri yazılıydı."
İnsanlık tarihinde eşi duyulmamış böyle bir olay olduğunu belirten Yurtsever sözlerini şöyle sürdürdü; Bu olay 'savaş suçu' olduğu kadar insanlık onurunu ayaklar altına alan vahşi bir uygulamaydı. Bu uygulama Ermeni doktorlarının gözetiminde yapıldı. Konuyu gündeme getiren milletvekilleri olay öncesi işgal İstanbul'unda birbirine tutunarak yürümeye çalışan çok sayıda askerin perişan halini görmüşlerdi. Aynı manzara Anadolu'nun her yerinde de yaşanıyordu."
Türk ilaç sanayinin devi Abdi İbrahim'in Yönetim Kurulu Başkanı Nezih Barut ile şirkete ve sektöre ait herşeyi konuştuk. Röportaj üç gün boyunca devam edecek...
Yaklaşık altı yıldır ülke gündemimizin en sıcak konularından olan sosyal güvenlik reformunda nihayet sona gelindi. Bir hafta sonra 70 milyonun tamamı yepyeni bir sosyal güvenlik sistemi ile karşılaşacak. Yürürlüğe girecek olan yeni kanuna her ne kadar reform desek de aslında sosyal güvenlik tarihimize baktığımızda, yapılan düzenlemeler daha çok devrim niteliğinde.